Yazı ve fotoğraflar : M. Uğur Gökhan, yayıma hazırlayan : Ziya Şefik Atun, 30 Ağustos 2018, FT.B. 222.
Acısıyla tatlısıyla sekiz yılımı geçirdiğim, bulunduğu konum ve çevresindeki güzelliklere yakınlığı itibarıyla Türkiye’nin en değerli beldelerinden biri olan Fethiye’ye göçtüğüm dönem 2000’li yılların bahar ayıydı. İstanbul’un bugünkü kargaşası, çevre katliamı ve trafik çilesinin daha zirve yapmadığı yıllardı. Turizm sektöründe çalışacaktım, ev tutup yaşamaya ve çevreyi tanımaya başladıktan sonra anladım ki; doğanın mükemmel mühendisliğinin ve muhteşem güzelliklerinin hiç farkında olmadan bir 40 yılı heba etmişim.
Buradan Fethiye’ye giderken sahip olduğum fotoğraf makinesi 5 Mega piksel Olympus marka kompakt bir makineydi. İşimden geri kalan zamanlarımda çevreyi keşfetmeye ve doğayı fotoğraflamaya çalışıyordum. Şimdiki tarzımı oluşturan doğayı fotoğraflama tutkumun ve soyut detayları görme yeteneğimin ilk tohumlarının Fethiye’de atıldığına inanıyorum. Yaşamaya alıştığı bir şehirden başka bir şehre taşındıktan sonra insan, zamanla çevre edinmeye yeni dostluklar kurmaya başlıyor. Bu dostlardan biri de Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Fethiye şubesinin o dönem ki başkanı Saliha hanımdı. Bir sohbetimiz sırasında benim fotoğrafla ilgili olmam, Fethiye’de bir fotoğraf sergisi açma fikrini doğurmuştu. Böylece Fethiye’de yaşadığım sürece Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği adına iki ayrı sene, birlikte iki farklı sergi gerçekleştirdik.
Sergilerden gelecek olan tüm geliri derneğe bırakma düşünceme Fethiyeli dostlarımızdan da büyük destek geldi ve böylece sergilerimizin derneğe bağış açısından amacına ulaşması beni çok mutlu etti. Bu sergileri açarken benim amacım tabii ki öncelik bağış toplayabilmek ve derneğin okuttuğu çocuklara bir gelir elde edebilmekti. Ama benim için diğer bir önemli amaç da, Fethiye’yi sanatla özellikle de fotoğraf sanatıyla tanıştırmaktı. Fethiye’de yaşayan ve ilk sergimin açılışına da gelen değerli fotoğraf sanatçısı Faruk Akbaş’ın bu beldeye büyük katkıları olmasına rağmen böyle bir sergi ilk kez yapılıyordu. Sergimin konusu doğaydı. Sergi gerek açıldığı gün gerekse açık kaldığı süre içinde Fethiye halkından yoğun ilgi gördü. Aileler ve çocukları büyük bir ilgiyle sergiyi gezdiler, zaman buldukça ben de onlara eşlik ettim. Bu günlerden birinde bir babayla iki küçük kızı birlikte sergiyi ziyarete gelmişlerdi. İkisi de ilkokul talebesiydi. Sergimi dikkatle geziyorlar, anlattıklarımı ilgiyle dinliyorlar ve meraklı meraklı sorular soruyorlardı. Sergimin ortalarında, kızlardan biri bana dönerek, gözlerinden rahatça okunabilen büyük bir heyecan ile şöyle dedi,”Ben de büyüyünce fotoğrafçı olacağım.” Sanatı toplumla buluşturmayı amaç edinen, izleyenlere yeni ufuklar açabilmeyi hedefleyen biri için bu andan daha değerli ne olabilirdi! Aradan bunca yıl geçti, bu istekli kızımız fotoğraf sanatını ya da başka bir sanat dalını seçti mi bilemiyorum, umarım seçmiştir ama o an duyduğum bu cümle, sergimin amacına ulaştığı duygusunu hissetmeme neden olmuştu.
Özetle, herhangi bir sanat galerisinde ki bir sergiyi gezen bir çocuk ya da bir gencin içinde gizli kalan ya da bastırılmış olarak pusuda bekleyen sanata karşı olan ilgisini, yeteneğini ya da tutkusunu bu sergi açığa çıkarmışsa ve onu sanata yönelme konusunda motive etmişse bu bile toplumumuz açısından bir kazançtır diye düşünüyorum. Sergiye katkılarımdan dolayı verilen, şu an maalesef hayatta olmayan o zaman ki Ç.Y.D.D. başkanı, büyük insan sayın Prof. Türkan Saylan tarafından imzâlanmış teşekkür belgesi de benim için ayrı bir önem taşımaktadır, ömür boyu gururla saklayacağım. Geriye dönüp baktığımda Fethiye’de yaşadığım yıllar bana, bugün bile devam eden güzel dostluklar edinmeyi, yeni yerler keşfetmeyi ve doğanın gözünden insanlara ve yaşama sevgi ile bakmayı öğrettiğini düşünüyorum.
M.Uğur Gökhan





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder