Dikkat! : İnstagram sayfamızı tâkip etmenizi ricâ ederiz :
@fotografbahsi.
Rana Öztürk, yayıma hazırlayan : Ziya Şefik Atun, 10 Ağustos 2018, FT.B. 209.
Yemeğimizi yemiş yine masada oturuyordum. Etrafımda dolanan Tahir'e uzun uzun baktım. İnsanın kendine kattığı anlamlar
yetmiyormuş gibi karşısındakine de varoluşsal anlamlar katıyor… Hayatı zorlaştırıyor… Aşka inanmaya gör, yapamayacağı ne varsa peşine düşüyor… Kalbine sırlar bırakıyor… Tahir dönüp titrek bir tavırla sandalyesine
oturdu… Heyecanlı bedeniyle ürken ellerini uzattı benimkilere… Bu sefer
ne kendimi ne de müziği dinliyordum, ellerini dinliyordum…
“Bunca zaman neredeydin?” dese de gözlerim, boğazım düğüm düğüm, konuşamıyordum… ve sonunda ellerime dokunan
kelimeleri tanıdım… “Seni arıyordum” diyen dokunuş en önemli gerçekmiş gibi söylenmişti… Ellerini ellerimden ayırırken parmaklarımdan öptü, kalbimden öper gibi…
“Sanırım gitme vaktim geldi Tahir” , “Evet, sanırım öyle” dedi yanağıma öpücüğü kondururken… “Görüşürüz!”, cümlenin
gerisini kalbimin atışından duyamadım... “…yakında!” …
Mutlu edenlere yüzünü dönmek lazım!...
Evimin yakınındaki parktan geçerken yere düşen çocuğu görüyorum, ailesi etrafta görünmüyor… biri umursamadan
yanından geçerken başka biri çocuğun yardımına koştu, onu kucakladı, örselenmiş yerlerini ovaladı.elleriyle saçlarını düzeltti… Küçük
çocuğun sırtına bir iki küçük el atarak “Güvendesin artık! Korkma!” jesti yaptı ve
uzaklaştı… O bunları yaparken aklımdan nesli tükenen bir insan türü geçiyor... Kaç
insan daha bir çocuğun yardımına koşacak böyle ya da kaç insan daha kendi türüne ihanet etmeyecek?... Ailelerin
çocuklarını yetiştirirken, '' zorla al! , sende vur!,
umursama!, ağlama!, o sana ne yapıyorsa
altta kalma!'' tarzına bakarsak, bu izlediğim görüntü gelecek kuşakta olamayacak sanırım… Soyu tükenen insan türü!… Ortak bir hikayede
yineleyerek gömüyorduk birbirimizi… Görüntü gittikçe silikleşiyor… Silekleşmesin istiyorum gözümü kırpıyorum fotoğraf kaydeder gibi kaydediyorum zihnime…
Evime vardığımda banyodaki aynaya baktım… defolu fotoğrafım… ışıkları bir türlü doğru pozlanmamış… tonlar
oturmuyordu yerine… zaman enstantene değerlerinde kaybolmuş…, uzun soluklu bir pozlamadaki
hayata rağmen gelgitli kalbimin soluk yüzü karşımdaydı.. Tahir
konuyor fikrime; defolu fotoğrafın en güzel yerinde… Onun
gülümsemesi kadar güzel olan elleri, koyu kahveden çalınmış, beyaz renkli, ömre bedel saçları, küçük kulakları, küçük gözleri, aşkın ilk ve son kalıntıları zihnimde çoktan bir fotoğrafa dönüşmüştü… Bir zamanın diliminde kendimizi sevmek için izin verdik birbirimize… Bu
zaman dilimi sonsuza dek de sürebilirdi… Muhtemelen kısa bir zaman dilimiydi ve
bunu şimdilik kendimizde saklıyorduk... Banyodan ayrılıp bahçeye çıktım, zihnimdeki fotoğraf dışında her yer sessizdi… Çimenler çiğ kaplı, ellerim ve kalbim arasındaki boşluk dudaklarıma ulaşamıyordu… Kulaklığımı taktım… Sezen’in Begonvil'ini dinliyorum…
“kokusu geldi
bir kelebek öptü boynumu
'benim yerime de sev
bekletme hayatı
'kaç kişiyiz savunan sevdayı”…
Bir elimde sigara diğer elimde yüreğim dönüyorum odama… Cevaplar yok… Penceremden esinti güçleniyordu… Ülkem
nefes alıyordu … Bu söylediğime kısa bir süre sonra kendim bile güldüm… .. T.v. yi açıyorum… Nicedir haber izlemiyorum… Kendinden
habersiz haber… Kardan üşüyen kar tanesi
gider de rüzgara sığınırmış… Rüzgarla döllenmeye çalışan kar tanesi,
yuvarlaklaşmanın başka bir yolu… Ülkeme baypas yapılıyor
ama tüm organlar dışarıda, narkoz eksik geliyor
bazılarımıza.... Acı taa içimizde… Nice hayal kırıklıkları yuttuk, sanırım bunu
da yutarız.... T.v. yi kapatıyorum… Didem'in defolu kelebeğine asılı kalıyor kalbim… Tüm görüntüleri
kırpıp kırpıp döküyorum zihnimden… Artık hiç bir sokağın adı demokrasi, barış değil… Yasemenler de fesleğenler de kokmuyor sokakların ucunda… Zaten sokak kapısının önünde iki küçük
kız papatyalardan taç da yapmıyorlar… Uyku göz kapaklarımdan
öpüyor, begonvil de kulaklarıma fısıldıyor…; Kendi türü tarafından
hırpalanmış ve sürünün ayakları altında ezilmiş başka bir canlı türü var mı? …!
Rana ÖZTÜRK


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder