10 Ağustos 2018 Cuma

KADRAJ MANİFESTOLARI | PROTEZ

Kadir Taş, yayıma hazırlayan : Ziya Şefik Atun, 10 Ağustos 2018, FT.B. 208.



.      Netâmeli yanları da, en az fotoğrafın kendisi kadar, meraklısına kafa yordurur.  “Olmalı mı, olmamalı mı?” bu türden tartışmalarının göbeğindeki bir düzine konuyu saymak mümkün. Bu yazımızda fotoğraf ve fotoğrafa ilişkin yazılara değinelim istedik. Yazıdan kastımız fotoğraf üzerine kaleme alınmış yazılar değil elbette, bir fotoğraf ile ilgili açıklayıcı yazılar Ad, tarih, çekim yeri, kayıt bilgileri (egzif / exif) bilgileri vesaire.


      Nicedir üstünde düşündüğümüz konuyu gündeme taşıyan da ikonik bir fotoğraf oldu. ABD’li casus Co Odannıl (Joe O’Donnel) tarafından Japonya’nın Nagazaki kentinde çekilen o ünlü fotoğraf. Şehre atom bombası atılmasının ardından küçük bir çocuk, kardeşinin cesedini sırtlamış ve yakılması için krematoryuma taşımaktadır.  Öyküsünü bilmeseniz de, bakar bakmaz “Evet, bu bir fotoğraf! Hem de iyi bir fotoğraf!” diye hüküm vermekte tereddüt etmezsiniz. Zaten Co Odannıl da ilk anda görüntüyü Japonya’da yaygın bir “çocuk oyunu” sandığını söylüyor. Odannıl durumun ciddiyetini kavradığında doğal olarak fotoğraf farklı bir boyuta taşınıyor. Hikâyeyi dinleyip, devam edelim:

“A
teşe doğru gelen 10 yaşlarında bir erkek çocuk gördüm. Sırtında bir bebek taşıyordu. O günlerde Japonya'da çocuklar küçük kardeşlerini sırtlarına alıp oyunlar oynardı. Önce böyle olduğunu zannettim. Fakat bu çocuğun havası tamamen farklıydı. Buraya çok ciddi bir sebeple geldiği meydandaydı. Ayakları çıplaktı ve yüzüne sert bir ifade yerleşmişti. Arkasındaki bebeğin kafası geriye düşmüştü, uyuyor gibiydi. Çocuk yaklaşık beş dakika kadar hiç kımıldamadan saygı duruşunda bulundu. Sonra, ölüleri yakan maskeli görevlilerden biri çocuğun yanına gitti ve bebeği bağlayan kayışları çözdü. İşte o zaman bebeğin ölü olduğunu anladım. Görevli, ölü bebeği aldı ve ateşin üstüne yerleştirdi. Çocuk ise kaskatı bir şekilde dakikalarca ayakta, durumu seyretti. Alt dudağını o kadar şiddetli ısırıyordu ki sonunda kan akmaya başladı. Kardeşinin cesedi alevlerin içinde tamamen kaybolduktan sonra, arkasını döndü ve sessizce oradan uzaklaştı.



      Ku
şkusuz, bizler söz konusu fotoğrafa baktığımızda hikâyesini bilmesek de, “dramatik” duruma ilişkin bir hissiyâtı yaşıyoruz. Yaşından beklenmeyecek bir vakar içindeki “ağabey” ile kafası sarkmış “kardeş”in olağandışı bir hâli yansıttığı apaçık ortada Kafamızda türlü kurgular, duygusal patlamalar, esrik düşünceler öylece bakakalıyoruz. Öyküyü öğrendikten sonraki ruh halimiz ise çok daha başka Nasıl ki Odannıl  durumun ciddiyetini kavradığında fotoğraf başka bir boyuta taşınıyorsa, biz de öyküye vâkıf olduktan sonra benzer bir durumu yaşıyoruz.

      Foto
ğrafçılık, özellikle basın fotoğrafçılığı ve belgesel fotoğrafçılık, târihinde benzer binlerce kare mevcut. Her birinin “görüntü” olarak bizde bıraktığı iz ile hikâyesini öğrendikten sonraki tortusu farklı farklı oluyor : kimini daha bir hayranlıkla, kimini de dudak bükerek izliyoruz.

      O hâlde giri
ş cümlesindeki netâmeli” sözcüğünü yukarıdaki örnek üzerinden değerlendirmekte hiçbir sakınca yok gibi. Netâmeli deyişimizin nedeni, fotoğrafın bir altyazı”ya gereksinim duyuşundan kaynaklanmaktadır. Başka bir ifâdeyle ,fotoğrafın bir yetersizlik boyutu var. Eser sahibi sırrını paylaşmazsa bizler ancak göstergebilim kuralları çerçevesinde ve fotoğrafik esaslar dâhilinde okumalardan öteye gidemeyecektik. Ama verilen bilgilerledir ki, bizim o fotoğrafa bakışımız esaslı biçimde etkilenmekte, farklı duygu ve düşüncelere yönelmekteyiz.

      Bu durumu, bir
şiirin kime yazıldığı, bir bestenin kim ya da hangi olay için bestelendiği, bir tabloda anlatılanın ne olduğuna benzetebiliriz. Ne var ki, fotoğraf burada da bir aykırılık yapıp, diğerlerinden sıyrılıyor. Bir şarkıyı besteleniş amacını bilmesek de zevkle dinleyebiliriz. Keza bir şiiri de aynı biçimde okuyabiliriz Fakat yukarıdaki örnekte de görüldüğü gibi fotoğrafın durumu bu denli net değil. Belki tamamen sanatsal amaçlı üretilmiş kurgusal/kavramsal eserleri bunun dışında tutabiliriz. Çoğu zaman bir ifade biçimi diye nitelediğimiz fotoğrafın aslında anlatımda çok da yetkin olmadığı, en azından bu konudaki ısrarcı tavrın doğru olmadığı ortadadır.

      Bir “durum tespiti-hâl tasviri” anlamında önem atfetti
ğimiz fotoğraf, kabul edelim ki çoğu kez, “altyazı” adını verdiğimiz proteze fevkalade ihtiyaç duymaktadır.  

Kadir Taş.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder