6 Ağustos 2018 Pazartesi

AYDINLIK ODAMDA KARALADIKLARIM | ÇOĞUNLUĞUN OYUNU ALMAK


Dikkat! : İnstagram sayfamızı tâkip etmenizi ricâ ederiz : 
@fotografbahsi.

Kostas Nouros, yayıma hazırlayan : Ziya Şefik Atun, 6 Ağustos 2018, FT.B. : 203.
 
          İzlemekten çok hoşlandığım fotografçılar var, çoğunun fotoğrafları bugün “ikonik” (iconic”) diyebileceğimiz kategoride. Bir çırpıda aklıma gelenler: Elyot Örvit (Elliott Erwitt), Mariyo Ciyakomelli (Mario Giacomelli), Helmut Nivton  (Helmut Newton), Rön Burri (Rene Burri), Margaret Burk Vayt (Margaret Bourke White), Robert Duvasno  (Robert Doisneau), Mark Ribu (Marc Riboud), Dorota Lang (Dorothea Lange), Sabin Vays (Sabine Weiss), Man Rey (Man Ray) vesaire… İzledikçe düşünüyorum da, sanki çekilebilecek her fotoğrafı çekmişler ve bize bir şey kalmamış! Kimi zaman bir bulut fotoğrafı çekiyorum - fena da değil hani - aklıma birden Ansel Edıms (Ansel Adams) geliyor ve onun bulutlarını hatırlayınca kendi çektiğimden utanıyorum. Neyse, merâmım başka: Çoğunluğun beğenisini kazanmak nasıl bir şey? Bunu düşünüyorum. 

     Çok meşhûr ve kitlelerce beğenilen bir kişinin, genel kabul görmüş, teknik kurallara uygun fotoğrafı kitlelerin çoğunluğu tarafından beğenilmektedir. Dolayısıyla beğenilen şey bizatihi fotoğraf mıdır yoksa konusu olan “meşhur” kişi mi? Özellikle kendi çektiğim portrelere de sonradan baktığımda bu soruyu sormadan edemiyorum: Model mi güzel yoksa fotoğrafım mı? Elbette bazılarınızın itirazını duyar gibiyim; “Efendim! Olur mu hiç! O kişinin, o ifadesini yakalama ve düzgün bir şeklide filme aktarma becerisini neden yok sayıyorsunuz fotografçının?”

     Aynı teknik koşullara sahip tanınmamış, kitleler tarafından pek de çekici” kabûl edilmeyen bir kişinin fotoğrafı ise benzer beğeni düzeyine ulaşamamaktadır. Dolayısıyla şu çıkarsamayı yapabiliriz sanırım: Genel izleyici düzeyinde beğenilen ya da beğenilmeyen husus, aslında ağırlıkla ve genellikle fotograf değil fotoğrafın öznesi olmaktadır.         

     Fotoğrafın konusu, öznesi çok önemli; ama bu önem fotoğrafı da önemli (ya da değerli) kılar mı? Ya da fotografçı ne yaparsa değerli bir fotoğraf yaratmış olur?

     Kendi ilgi alanım olan sokak fotoğrafçılığına gelirsek eğer, bu alanda da iki ana akım mevcut:

     - Hayatı olduğu gibi aktarmak isteyenler.
     - İdeal hayatı aktarmak isteyenler.

     Nasıl gece pek çok ayrıntıyı örten bir perde gibi iniyorsa sokakların üzerine, fotografçı da seçtiği kadraj, özne kişi/obje seçiminin yanı sıra renk ve tonlama seçimleri ile de hakikat”ten uzaklaşır. Çevre ideal olanlarla olmayanların bir arada bulunduğu bir çevre. Elbette ideal, öznel olmakla birlikte, çoğunluğun desteğini alanları da var ideal olanla olmayanın; sevimli çocuk, anne şefkati, vatan sevgisi, yüksek inançlılık, doğal hayat v.s. Bunlar çoğunlukla desteklenen ideallerden. Tersi örnekler de mevcut : hayvanlara eziyet, çocuk istismarı, çevre kirliliği, vandalizm gibi örnekler de ideal olmayanlardan sayılabilir. Çoğunluğun oyu mevcuttur arkalarında elbette.

     Anlatılmak istenene göre aslında fotoğraf, bizatihi bir “hakikate müdahale” olarak karşımıza çıkmakta. Bilinçli olarak -altını çizerek belirtmeliyim ki, fotografçı bilerek ve isteyerek - bir fotoğraf karesini tasarlar ve yaratır. Becerisine bağlı olarak da özgün  bir tasarım ortaya koyarak algıyı yönetir. Robert Kapa (Robert Capa)’nın meşhûr vurulup da düşmekte olan asker fotoğrafı İspanya iç savaşına ait önemli bir belge ve de propaganda malzemesi olmuştur. 



     Fotoğrafın bir tasarım olduğu, askerin Kapa tarafından önceden poz için ayarlandığı bilinmektedir. Bir başka tasarım örneği Yevgeni Kaldey (Yevgeni Chaldei)’in zafer kazanmış Kızıl Ordu askerlerinin kızıl bayrağı Berlin’de Rayştag (Reichstag)’ın çatısına 2 Mayıs 1945 günü asarken çektiği çok meşhûr fotoğraftır. 



     Bu fotoğraf da önemli bir belge ve propaganda mâlzemesi olmuştur. Hatta ben bile çeşitli kereler “Zafer Günü” vesilesiyle bu fotoğrafı izleyicimlerimle paylaşmaktan çekinmedim, diğer binlerce kullanıcı gibi. Ancak bu fotoğrafın da tasarım olduğunu, Çaldey’in kırmızı bir masa örtüsünden aceleyle bir bayrak tasarlattırıp, askerlere nasıl durmaları gerektiğini söylediğini biliyoruz. Daha mâsûm ve etkileyici bir başka tasarım örneği daha vereyim; Robert Duvasno (Robert Doisneau)’nun masada otururken çektiği Pikasso (Picasso) fotoğrafı. 



Fotoğrafta tabağın yanında duran sıralı küçük ekmekler sanki Pikasso’nun elleriymiş izlenimi yaratmaktadır. Muhteşem bir tasarımdır bu da…

     Aynı fotografçıların elbette önceden kurgulanmamış o an -the decisive moment-”a ait şahâne fotoğrafları da var elbette. Zevkle, tekrar tekrar izliyoruz. Seçilmiş olan kişiler, aksiyon, ışık, gölge, objeler…Tesadüfen mi karede yer alırlar? Yoksa Fotoğrafçı bu meseleyi düşünür -çekim anında ve kısa bir zaman dilimi içinde bile- ve yine bir tasarım mı yapar? Çekim sonrası yayılanmak istenilen fotoğrafın seçimi, “işlenmesi” uğraşının tümü bu tasarım sürecinin bir parçasını oluşturmamakta mıdır?
     
     Sizin çabanız çoğunluğun oyunu arayan bir hikayeye mi aittir; yoksa, sâdece sizin idealinizi mi yansıtmaktadır; ya da sâdece ve sâdece gördüğünüzü yâni “hakikati” mi aktardığınızı sanıyorsunuz?

Not: Bir fotoğrafa “güzel” derken sözlüğe bakma ihtiyacı hissettim; sözlük güzellik kavramını şöyle tanımlıyor : Güzellik, bir canlının, somut bir nesnenin veya soyut bir kavramın algısal bir haz duyumsatan, hoşnutluk veren özelliğidir.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder