Dikkat! : İnstagram sayfamızı tâkip etmenizi ricâ ederiz :
@fotografbahsi.
Kostas Nouros, yayıma hazırlayan : Ziya Şefik Atun, 6 Ağustos 2018, FT.B. : 203.
İzlemekten çok hoşlandığım fotografçılar var, çoğunun
fotoğrafları bugün “ikonik” (“iconic”) diyebileceğimiz kategoride. Bir çırpıda aklıma gelenler: Elyot Örvit (Elliott Erwitt), Mariyo Ciyakomelli (Mario Giacomelli), Helmut
Nivton (Helmut Newton), Rön Burri (Rene Burri), Margaret Burk Vayt (Margaret
Bourke White), Robert Duvasno (Robert Doisneau), Mark Ribu (Marc Riboud), Dorota Lang (Dorothea Lange),
Sabin Vays (Sabine Weiss), Man Rey (Man Ray)
vesaire… İzledikçe düşünüyorum
da, sanki çekilebilecek her fotoğrafı çekmişler ve bize bir şey
kalmamış! Kimi zaman bir bulut
fotoğrafı çekiyorum - fena
da değil hani - aklıma birden
Ansel Edıms (Ansel Adams) geliyor ve onun bulutlarını hatırlayınca kendi çektiğimden utanıyorum. Neyse, merâmım başka: Çoğunluğun beğenisini kazanmak nasıl
bir şey? Bunu düşünüyorum.
Çok meşhûr ve kitlelerce beğenilen bir kişinin,
genel kabul görmüş, teknik kurallara uygun fotoğrafı kitlelerin
çoğunluğu tarafından beğenilmektedir. Dolayısıyla beğenilen
şey bizatihi fotoğraf mıdır
yoksa konusu olan “meşhur” kişi mi? Özellikle
kendi çektiğim portrelere de
sonradan baktığımda bu soruyu sormadan edemiyorum: Model mi güzel yoksa fotoğrafım mı? Elbette bazılarınızın itirazını duyar gibiyim; “Efendim! Olur mu
hiç! O kişinin, o ifadesini
yakalama ve düzgün bir şeklide filme aktarma
becerisini neden yok sayıyorsunuz fotografçının?”
Aynı teknik koşullara
sahip tanınmamış, kitleler tarafından
pek de “çekici” kabûl edilmeyen bir kişinin fotoğrafı ise benzer beğeni düzeyine
ulaşamamaktadır. Dolayısıyla şu çıkarsamayı
yapabiliriz sanırım: Genel izleyici düzeyinde beğenilen
ya da beğenilmeyen husus, aslında
ağırlıkla
ve genellikle fotograf değil fotoğrafın öznesi
olmaktadır.
Fotoğrafın konusu, öznesi çok önemli;
ama bu önem fotoğrafı da önemli (ya da değerli)
kılar mı? Ya da fotografçı ne yaparsa
değerli bir fotoğraf
yaratmış olur?
Kendi ilgi alanım olan sokak fotoğrafçılığına
gelirsek eğer, bu alanda da iki
ana akım mevcut:
- Hayatı olduğu gibi
aktarmak isteyenler.
- İdeal
hayatı aktarmak isteyenler.
Nasıl gece pek çok ayrıntıyı örten bir perde gibi iniyorsa sokakların üzerine,
fotografçı da seçtiği kadraj, özne kişi/obje seçiminin
yanı sıra renk ve tonlama seçimleri
ile de “hakikat”ten uzaklaşır. Çevre
ideal olanlarla olmayanların bir arada bulunduğu bir çevre. Elbette ideal, öznel
olmakla birlikte, çoğunluğun desteğini alanları da var ideal olanla olmayanın; sevimli çocuk, anne şefkati, vatan sevgisi, yüksek inançlılık, doğal hayat v.s. Bunlar çoğunlukla desteklenen
ideallerden. Tersi örnekler
de mevcut : hayvanlara eziyet, çocuk
istismarı, çevre kirliliği, vandalizm gibi örnekler
de ideal olmayanlardan sayılabilir. Çoğunluğun oyu mevcuttur arkalarında elbette.
Anlatılmak istenene göre aslında fotoğraf, bizatihi bir “hakikate müdahale” olarak karşımıza çıkmakta.
Bilinçli olarak -altını çizerek belirtmeliyim ki, fotografçı bilerek ve
isteyerek - bir fotoğraf karesini tasarlar
ve yaratır. Becerisine bağlı olarak da özgün bir tasarım ortaya koyarak algıyı yönetir. Robert
Kapa (Robert Capa)’nın meşhûr vurulup da düşmekte olan asker fotoğrafı İspanya iç savaşına ait önemli bir belge ve de
propaganda malzemesi olmuştur.
Fotoğrafın bir tasarım olduğu,
askerin Kapa tarafından önceden poz için ayarlandığı bilinmektedir.
Bir başka tasarım örneği Yevgeni Kaldey (Yevgeni Chaldei)’in zafer kazanmış Kızıl Ordu askerlerinin kızıl bayrağı Berlin’de
Rayştag (Reichstag)’ın çatısına 2 Mayıs 1945 günü asarken çektiği çok meşhûr fotoğraftır.
Bu fotoğraf da
önemli bir belge ve propaganda mâlzemesi olmuştur.
Hatta ben bile çeşitli kereler “Zafer Günü”
vesilesiyle bu fotoğrafı izleyicimlerimle
paylaşmaktan çekinmedim, diğer binlerce kullanıcı gibi. Ancak bu fotoğrafın da tasarım olduğunu, Çaldey’in
kırmızı bir masa örtüsünden aceleyle bir bayrak tasarlattırıp, askerlere nasıl
durmaları gerektiğini söylediğini biliyoruz. Daha mâsûm ve etkileyici bir başka tasarım örneği daha
vereyim; Robert Duvasno (Robert Doisneau)’nun masada otururken çektiği Pikasso (Picasso) fotoğrafı.
Fotoğrafta tabağın yanında
duran sıralı küçük ekmekler sanki Pikasso’nun elleriymiş izlenimi yaratmaktadır. Muhteşem bir
tasarımdır bu da…
Aynı fotografçıların elbette önceden kurgulanmamış “o an -the decisive moment-”a
ait şahâne fotoğrafları da var elbette. Zevkle, tekrar tekrar izliyoruz. Seçilmiş olan kişiler, aksiyon, ışık, gölge,
objeler…Tesadüfen mi karede yer alırlar? Yoksa Fotoğrafçı bu meseleyi düşünür -çekim anında ve kısa bir
zaman dilimi içinde bile- ve yine bir tasarım mı yapar? Çekim sonrası yayılanmak
istenilen fotoğrafın seçimi, “işlenmesi” uğraşının tümü
bu tasarım sürecinin bir parçasını oluşturmamakta
mıdır?
Sizin çabanız çoğunluğun oyunu arayan bir hikayeye mi aittir; yoksa,
sâdece sizin idealinizi mi yansıtmaktadır; ya da
sâdece ve sâdece gördüğünüzü yâni
“hakikati” mi aktardığınızı sanıyorsunuz?
Not: Bir fotoğrafa “güzel”
derken sözlüğe bakma ihtiyacı hissettim;
sözlük güzellik kavramını şöyle tanımlıyor : Güzellik, bir canlının,
somut bir nesnenin veya soyut bir kavramın algısal bir haz duyumsatan, hoşnutluk veren özelliğidir.”




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder