28 Temmuz 2018 Cumartesi

KADRAJ MANİFESTOLARI | YONGA

Kadir Taş, yayıma hazırlayan : Ziya Şefik Atun, 28 Temmuz 2018, FT.B. : 199.

     Fotoğrafa “belge” niteliği kazandıran iki önemli unsurdan birinin mekân, diğerinin zaman olduğu genel kabul gören bir gerçektir. “Enstantene”, “kritik an”, “an”, “mekânsallaşmış zaman, “pozlama” fotoğraf-zaman ilişkisindeki hayatî kavramlar olarak her zaman karşımıza çıkar. Düşünürlerin üzerinde çokça kafa yordukları, “nicelik ve nitelik” itibariyle üzerinde bugün de tartışılan “gizemli bir gerçeklik” denilse yeridir zaman için. Biz onu saliseler, saniyeler, dakikalar, saatler, günler, haftalar, aylar, yıllar, asırlar olarak dilimlesek de, önü ve sonu konusunda asla bir bilgi sahibi olamayacağımız aşikâr. Hâttâ bu “bölme” işleminin bile nâfile olduğunu söyleyenler vardır. Fransız düşünür Anri Bergson (Henry Bergson) bunların başında gelir. Bergsona göre zaman bir bütündür ve bölünemez, ölçülmesi de mümkün değildir. Doğulu bir düşünür olan El-Kindi de benzer görüşler ileri sürer. O da zamanı “hareket” ile algılayabileceğimizi, bunun için de mekân ve eşyanın zorunlu olduğunu ifade eder. “Üzerimize doğru gelen bir nehir gibi düşünmemiz istenir zamanı. Başsız ve sonsuz bir akış Ünlü şairimiz Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dizeleri belki vasıflandırmayı en yalın haliyle dile getirir: 

Ne içindeyim zamanın, Ne de büsbütün dışında
Yekpare, geniş bir anın Parçalanmaz akışında
 
     Düşünsel anlamdaki zamanın fotoğrafa yansıması ilk satırlarda da belirttiğimiz gibi kaydedileni bir kanıt, bir gerçeklik payesine kavuşturur. Bu yapılanan çoğu kez zamanı dondurmak dediğimiz olur. Bir başka anlatımla, zamanın cesedinden yongalar” devşiririz fotoğrafla. Belki bu yüzden fotoğrafın memento mori (fânilik vesikası) olduğu sıkça dillendirilir. Gariptir, anı durdururken bile aslında bir yok oluşa vurgu ihtiyacı duyarız. Fotoğrafçılığın erken dönemlerinde üretilen ve “post mortem” diye bilinen “ölüm sonrası” fotoğrafları bu çelişkili durumun en net belgeleri gibidir. Bir yandan “ölü”lerden anılar derlerken, öte yandan derlediğimiz o görüntüler bize geçmiş, gitmiş, olmuş, bitmiş zamanları anımsatır. Garip bir sarmal içerir bu hâliyle fotoğraflar. Yine fotoğrafçılık tarihinde geçmişi içinde taşıyan gelecek biçiminde değerlendirilen idamı bekleyen mahkûm ve son anlarını yaşayan ölümcül hasta fotoğrafları zamana dair derin izler taşır. Takvimsel zamanı kadrajda yer alan nesne, yapı, giysi, araç gibi öğeleri ile izleyene yansıtan fotoğrafın bir de ‘üretim aşaması’nı gösteren daha doğrusu enstanteneyi merkeze alan bir zaman boyutu var. Bir anlamda fotoğrafın çekilme gerekçesini gösteren an dilimi. Anri Kartiye Bresson (Henry Cartier Beresson)’un ifâdesiyle bu “kritik an”dır. Fotoğrafın öznesinden kaynaklı hareketi gösteren zaman Doğru bir fotoğrafı ışık kullanımı, kadraj, kompozisyon, leke dengesi, perspektif ve diğer katmanlardan oluşmuş bir bütün olarak algılayacaksak, kuşkusuz bu katmanların en önemlilerinden birinin de “zaman” olması gerektir. Evet, bugün belki geçmişte olduğu gibi tıbbi bir takım çalışmalar ve basın fotoğrafçılığı dışında “ölüm sonrası” fotoğraflar pek çekilmiyor. Onun yerini doğum fotoğrafları aldı. Son nefesten çok, ilk nefes yeğlenir oldu. Bu tercih bile aslında bize fotoğraf-zaman ilişkisindeki gizemli boyutun devam ettiğini gösteriyor. Dönem dönem bazı akımlarla zamanı silikleştiren, önemsizleştiren eserler ortaya konulsa bile fotoğraf dün, bugün ve yarın arasındaki taşıyıcı işlevselliğinden çok da ödün vermiyor. Bazen izlerken tatsız, tutsuz, eksik bulduğumuz fotoğraflarımızın zamanı dikkate almamış şeyler olduğu düşüncesine kapılmıyor değiliz. Eğer başı sonu belirsiz o nehirden aşırılmış bir yonga, bir köpük hissi uyandırmıyorsa o fotoğrafın olgunlaşmadığı kanaatine varıyoruz. Özel bir amaç için yapılmıyorsa, üzerindeki zaman katmanını göz ardı etmek, fotoğrafı ağır şekilde zedelemekten öte bir anlam taşımayacaktır

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder