ÖĞRENCİNİN GELİŞİMİNDE ANALOG
MU DİJİTAL Mİ?
Uğur Gökhan, yayıma hazırlayan : Ziya Şefik Atun, 31 Mayıs 2018, FT.B. 00146.
İki-üç yıl önce bir
yerde okumuştum, bir üniversitenin
fotoğraf bölümünde
ders veren bir eğitmen, fotoğraf eğitiminde ilk
yıl için öğrencilerine
dijital yerine analog makine ile eğitimi şart koşmuş. Bunun gerekçelerini de uzun uzun detaylıca açıklamış. Tamamen
analog(film)makine ile eğitim almış ve günümüzde fotoğraf çekmeyi çoğumuz gibi dijital kamerayla sürdüren biri olarak bu konu dikkatimi çekti. Bu şart, analog
makine tedarik etme, film, banyo, baskı gibi konularda öğrencilere ek
masraf getirmesi açısından sıkıntı yaratmış olabilir ama eğitmenimizin bu uygulamasını haklı bulduğumu belirtip,
analog günlerini yaşamış biri olarak
nedenleri konusunda kendi düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.
Öncelikle, fotoğrafa yeni başlayan bir öğrencinin, eğitiminin başında neleri öğrenmeye
gereksinim duyabileceğini ve kendini nasıl geliştirebileceğini, o yollardan geçmiş biri olarak yaşadığım tecrübelerle açıklamak istiyorum. Bizim derslerde hocalarımızdan en çok
duyduğumuz söz, ünlü
Fransız fotoğrafçı
Henri-Cartier Bresson’a ait, “Fotoğrafı makine değil insan çeker” sözüydü. Yıllar
geçtikçe, bundan anladığımız, eğer iyi gören bir çift
gözünüz, gördüğünüzü koordine
eden aklınız ve
heyecanınızı yansıtan kalp atışınız yoksa boynunuzda en iyi kalitede bir makine asılı olsa bile bunun hiç
öneminin olmamasıydı. Analog bir makine ile fotoğraf çekerken, günümüzde ki dijital makinenin çek-bak-beğenmedin sil üçlemesinin
sunduğu şansa sahip
değildik.
Bundan dolayı konuyu görme ve ayıklama yetisinin bizim nesilde, şimdiki
nesile göre çok daha iyi geliştiği düşüncesindeyim. Yani analog makine ile fotoğraf çekerken, göz tembelliğinin ortadan kalktığını, böylece beynimizin ilgili kanalları aracılığı ile konuya
odaklanma sürecinin hızlıca bir şekilde işlediğini düşünüyorum. Bunun da uygulamada bizlere doğru
kadrajlama ve doğru kompozisyon ödülü olarak geri döndüğünü yıllarca edindiğim tecrübelere dayanarak rahatlıkla söyleyebilirim. Diğer yandan analog
makine ile çektiğiniz fotoğrafların sayısı sınırlıydı(bir film+/-36 poz) ve her filme para
ödüyordunuz. Bu nedenle çok daha dikkatli gözlemlemek ve her kare için daha
itinalı bir kompozisyon tasarlamak zorundaydık. Hiç unutmuyorum, çok değerli hocamız rahmetli
Sabit Kalfagil ile ilk çekim dersimize, boynumuzda makinelerimiz, büyük bir heyecan
içinde çıktığımızda,”Çocuklar bugün
makineleriniz ile değil gözünüz ile fotoğraf çekeceksiniz” sözlerini duyunca doğrusu çok şaşırmıştık. İki elimizin
parmakları ile bir dikdörtgen oluşturup, onun içinden sanki makinenin vizöründen
bakıyormuşuz gibi kompozisyon
tasarlayarak gün boyu öyle dolaştırdığını dün gibi hatırlıyorum. Ayrıca
şimdiye göre, film
yıkama ve karanlık oda baskısı gibi bir takım kimyasal işlemlerle
uzunca bir sürecin sonunda fotoğrafları önünüze koyabiliyordunuz.
Böylece üzerinde kafa yorarak hatalarınızı daha
iyi analiz etme şansını da yakalamış oluyordunuz. Oysa günümüzde fotoğrafa yeni başlayanlar, dijital makine ile çektikleri fotoğrafları ekranda
görüp beğenmediklerinde,
üzerinde düşünmeden hemen
sildikleri için özellikle pozlama, ışık ve kompozisyon gibi konulara ait hatalarını düzeltip,
kendilerini geliştirme şanslarının oluşmadığına
inanıyorum.
Özetle; dijital
kameralar günümüzde bizlere maliyet, zaman ve teknolojik üstünlük gibi birçok açıdan
avantaj sağlasa bile, “Fotoğrafı makine değil insan çeker” sözünden yola
çıkarak, öğrencinin doğru kareyi görme
yetisinin geliştirilmesinin,
fotoğraf eğitimde öncelikli
konuların başında gelmesi gerektiği düşüncesindeyim.
M.Uğur Gökhan



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder