Uğur Gökhan, yayıma hazırlayan : Ziya Şefik Atun, 10 Mayıs 2018, FT.B. 00128.
Herhangi bir üniversite de açılan yeni bir bölüm, buraya
kaydolan öğrenci ve ailesi için yeni bir heyecan ve taze
bir umut olmuştur her zaman. 1978
yılında, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (şimdi ki adıyla Mimar Sinan) Fotoğraf Enstitüsüne girme başarısını göstermek de, biz on üç genç için aynı
duyguya eşdeğerdi. İlk
yıllarda çektiğimiz eğitim
ve kadro sorunları
nedeniyle Grafik Bölümüne yatay geçiş yapma istediğimden, rahmetli babamın, ”Grafik bölümünden mezun
olan çok genç var ama siz Türkiye’nin ilk diplomalı fotoğrafçıları olacaksınız, biraz sabret!” öngörüsü
ile vazgeçtim.
Okuduğumuz yıllar çok
sancılı yıllardı. 12 Eylül darbesinden önceki
yıllarda ülkedeki siyasi ortam çok gergindi ve tam bir kargaşa yaşanıyordu. Fotoğraf Bölümündeki eksiklikleri görüp
yönetime bildirdiğimizde
ise akademi yönetimi her seferinde eksikliklerin giderileceği sözünü veriyor ama hiçbir şey düzelmiyordu.
İkinci sınıfa
gelmiştik ama ne bir çekim stüdyomuz ne de herkese yetecek
bir karanlık odamız vardı. Fotoğraf
dünyasında adı ön sıralarda yer alan şahsiyetler derslerimize giriyor ancak
fazla bir uygulama imkânı bulamıyorduk.
Okullarda öğrenci
olaylarının tırmandığı bir dönemdi. Merdivenlerle yokuş yukarı çıkılan ve Geleneksel Türk El
Sanatları Bölümünün de olduğu,
Tophane semtinde Salı Pazarı’nda eski Güneş
Sigorta binasının arkasında kalan binamızı bölüm başkanı ve
eşinin yine dolaşmaya geldiği bir gün, eksiklerimizin ne zaman tamamlanacağını sorduğumuzda yine aynı yanıtı alınca, dün gibi hatırlıyorum; arkadaşlarımızdan biri, ”Hoca, lafla
peynir ekmek gemisi yürümez! Yetti artık bizi kandırdığın!”
diyerek eşinin yanında Erdoğan Aksel’in boğazına sarılmıştı. Biz kendisini, ”Ne yapıyorsun! Adamı
öldüreceksin!” diyerek zor ayırmıştık. Bugün geçmişe dönerek baktığımızda, bu hareket belki
onaylanacak doğru bir hareket değildi ama işe yaradı. O günden
sonra hiç olmazsa değerli
hocalarla takviye yapılarak
eğitimimiz için gerekli olan bir sistem
oluşturuldu.
![]() |
| İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (şimdi ki adıyla Mimar Sinan Ünv.) Fotoğraf Enstitüsünün ilk öğrencileri, 1978 veya 1979 yılı. |
O günlere yine geri döndüğümüzde, bugün bile içimde ukde
kalan bir konuyu hatırlamadan geçemeyeceğim.
1978 yılında Fotoğraf bölümü kurulduğunda, Japon hükümetinin bunu duyup o zaman
ki hükümete, bölümümüz için 4 yıllık makine ve
malzeme yardımı konusunda bir destek paketi öneriyordu. Hükümetin ilgili bölümü
(tahminim Kültür Bakanlığı) akademi yönetimine bir yazı ile bu işbirliğinden
bahsediyor. Bu işbirliği teklifi dolaylı bir şekilde bizlere de ulaştı. Ama
başta o zaman ki bölüm başkanı
Erdoğan Aksel olmak üzere, akademi yönetimi,
birbirleri ile olan iktidar savaşı nedeniyle bu güzel programın hayata geçmesi için gerekli çabayı göstermiyorlardı. Biz bu konunun sonucunu heyecanla takip
ediyor, geleceğimiz için çok büyük bir fırsat olduğunu düşünüyorduk. Babamın
memleketlisi bir arkadaşı o günlerde hükümette bakandı. Bu konuyu heyecanla
babama açtığımda, ” İstersen
ben Ankara’dan
bu konuyu halletmeye çalışayım?” demişti. Erdoğan
Aksel’e bunu aktardığımda ise, ”Gerek yok! Biz
ilgileniyoruz.” yanıtını vermişti.
Konu sürüncemede kaldı. Japon yetkililer yaklaşık bir yıl bekledikten sonra, bu
ilgisizlik üzerine, açtıkları dosyayı kapatmışlardı. Japon hükümetinin bu
desteği eğer
o gün hayata geçirilmiş olsaydı, bizden sonra gelen fotoğraf öğrencileri için de çok büyük bir alt
yapı oluşturulmuş
olacaktı. Ama ne kadar acıdır ki, aradan tam kırk sene geçmesine
rağmen, akademide ders veren arkadaşlarımızdan, fotoğraf eğitimi
için gerekli tam donanımlı alt yapı eksikliğinin hala devam etmekte olduğunu duyuyoruz. Yıllar sonra geriye
dönüp baktığımızda,
ben ve arkadaşlarım, vefat eden Yılmaz Kâini, Cafer Türkmen,
Sabit Kalfagil ve hayatta olan Mehmet Bayhan, Ersin Alok, Moris Maçoro, Halim
Kulaksız, Güler Ertan ve adını sayamadığım değerli hocalarımıza, öncelikle bizlere fotoğrafı
sevdirdikleri ve olanakları ölçüsünde ellerinden geldiğince bildiklerini aktarmayı görev bildikleri için teşekkürü bir borç biliyoruz. Ayrıca
aramızdan erken yaşta
ayrılan sınıf arkadaşımız, yakışıklı Lordumuz Murat Ekesan’ı da
sevgi ve rahmetle anıyoruz.
M.Uğur
Gökhan


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder