10 Mayıs 2018 Perşembe

KADRAJIN ARABI | DİPLOMALI FOTOĞRAFÇI OLMAK NASIL BİR DUYGU?

Uğur Gökhan, yayıma hazırlayan : Ziya Şefik Atun, 10 Mayıs 2018, FT.B. 00128.


     Herhangi bir üniversite de açılan yeni bir bölüm, buraya kaydolan öğrenci ve ailesi için yeni bir heyecan ve taze bir umut olmuştur her zaman. 1978 yılında, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (şimdi ki adıyla Mimar Sinan) Fotoğraf Enstitüsüne girme başarısını göstermek de, biz on üç genç için aynı duyguya eşdeğerdi. İlk yıllarda çektiğimiz eğitim ve kadro sorunları nedeniyle Grafik Bölümüne yatay geçiş yapma istediğimden, rahmetli babamın, ”Grafik bölümünden mezun olan çok genç var ama siz Türkiye’nin ilk diplomalı fotoğrafçıları olacaksınız, biraz sabret!” öngörüsü ile vazgeçtim.   


     Okuduğumuz yıllar çok sancılı yıllardı. 12 Eylül darbesinden önceki yıllarda ülkedeki siyasi ortam çok gergindi ve tam bir kargaşa yaşanıyordu. Fotoğraf Bölümündeki eksiklikleri görüp yönetime bildirdiğimizde ise akademi yönetimi her seferinde eksikliklerin giderileceği sözünü veriyor ama hiçbir şey düzelmiyordu. İkinci sınıfa gelmiştik ama ne bir çekim stüdyomuz ne de herkese yetecek bir karanlık odamız vardı. Fotoğraf dünyasında adı ön sıralarda yer alan şahsiyetler derslerimize giriyor ancak fazla bir uygulama imkânı bulamıyorduk.  Okullarda öğrenci olaylarının tırmandığı bir dönemdi. Merdivenlerle yokuş yukarı çıkılan ve Geleneksel Türk El Sanatları Bölümünün de olduğu, Tophane semtinde Salı Pazarı’nda eski Güneş Sigorta binasının arkasında kalan binamızı bölüm başkanı ve eşinin yine dolaşmaya geldiği bir gün, eksiklerimizin ne zaman tamamlanacağını sorduğumuzda yine aynı yanıtı alınca, dün gibi hatırlıyorum; arkadaşlarımızdan biri, ”Hoca, lafla peynir ekmek gemisi yürümez! Yetti artık bizi kandırdığın!” diyerek eşinin yanında Erdoğan Akselin boğazına sarılmıştı.  Biz kendisini, ”Ne yapıyorsun! Adamı öldüreceksin!” diyerek zor ayırmıştık.  Bugün geçmişe dönerek baktığımızda, bu hareket belki onaylanacak doğru bir hareket değildi ama işe yaradı. O günden sonra hiç olmazsa değerli hocalarla takviye yapılarak eğitimimiz için gerekli olan bir sistem oluşturuldu. 


İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (şimdi ki adıyla Mimar Sinan Ünv.) Fotoğraf Enstitüsünün ilk öğrencileri, 1978 veya 1979 yılı.

     O günlere yine geri döndüğümüzde, bugün bile içimde ukde kalan bir konuyu hatırlamadan geçemeyeceğim. 1978 yılında Fotoğraf bölümü kurulduğunda, Japon hükümetinin bunu duyup o zaman ki hükümete, bölümümüz için 4 yıllık makine ve malzeme yardımı konusunda bir destek paketi öneriyordu. Hükümetin ilgili bölümü (tahminim Kültür Bakanlığı) akademi yönetimine bir yazı ile bu işbirliğinden bahsediyor. Bu işbirliği teklifi dolaylı bir şekilde bizlere de ulaştı. Ama başta o zaman ki bölüm başkanı Erdoğan Aksel olmak üzere, akademi yönetimi, birbirleri ile olan iktidar savaşı nedeniyle bu güzel programın hayata geçmesi için gerekli çabayı göstermiyorlardı.  Biz bu konunun sonucunu heyecanla takip ediyor, geleceğimiz için çok büyük bir fırsat olduğunu düşünüyorduk. Babamın memleketlisi bir arkadaşı o günlerde hükümette bakandı. Bu konuyu heyecanla babama açtığımda, ” İstersen ben Ankaradan bu konuyu halletmeye çalışayım?” demişti. Erdoğan Aksele bunu aktardığımda ise, ”Gerek yok! Biz ilgileniyoruz.” yanıtını vermişti. Konu sürüncemede kaldı. Japon yetkililer yaklaşık bir yıl bekledikten sonra, bu ilgisizlik üzerine, açtıkları dosyayı kapatmışlardı. Japon hükümetinin bu desteği eğer o gün hayata geçirilmiş olsaydı, bizden sonra gelen fotoğraf öğrencileri için de çok büyük bir alt yapı oluşturulmuş olacaktı. Ama ne kadar acıdır ki, aradan tam kırk sene geçmesine rağmen, akademide ders veren arkadaşlarımızdan, fotoğraf eğitimi için gerekli tam donanımlı alt yapı eksikliğinin hala devam etmekte olduğunu duyuyoruz. Yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda, ben ve arkadaşlarım, vefat eden Yılmaz Kâini, Cafer Türkmen, Sabit Kalfagil ve hayatta olan Mehmet Bayhan, Ersin Alok, Moris Maçoro, Halim Kulaksız, Güler Ertan ve adını sayamadığım değerli hocalarımıza, öncelikle bizlere fotoğrafı sevdirdikleri ve olanakları ölçüsünde ellerinden geldiğince bildiklerini aktarmayı görev bildikleri için teşekkürü bir borç biliyoruz. Ayrıca aramızdan erken yaşta ayrılan sınıf arkadaşımız, yakışıklı Lordumuz Murat Ekesan’ı da sevgi ve rahmetle anıyoruz.
 
M.Uğur Gökhan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder