15 Mayıs 2018 Salı

PUNKTUMUN ÖTESİ | TONA ARALIĞINI GENİŞLETME (H.D.R.) TEKNİĞİ ÜZERİNE18.

Hamdi Telli, yayıma hazırlayan : Ziya Şefik Atun, 15 Mayıs 2018, FT.B. 00137.


İnsanoğlunun en önemli algısı olan görmenin kaydedilip paylaşılabilmesi, insanın tarihi boyunca en önemli ereklerinden biri olmuştur. 40.000 yıl önce mağara duvarlarına resim yapan yontma taş (paleolitik) çağı insanının da amacı bundan başka bir şey değildi. Bu amaçla geliştirilen resim ve üç boyutta vücut bulan heykel, tarihte en önemli sanat alanlarını oluşturdu. Ancak, 1820 lerin sonunda Dagör (Daguerre)ün geliştirdiği fotoğraf tekniği, insanoğlunun gördüklerini saptamak ve paylaşmak amacının bu güne dek gelişerek gelen en önemli aracı oldu.

Bu büyük devrimin en zayıf noktası ise, optik düzeneklerin ve görüntünün kaydedildiği duyarlı yüzeylerin, hiçbir zaman insan gözü ile aynı olmaması idi (Bu nedenle, fotoğrafa müdahale konusunun tartışıldığı her platformda, “En çıplak hali ile bile objektifi bir görüntüye yönelttiğiniz anda ona müdahaleye başlarsınız.” görüşünü savunurum.). Gerçi bazı özel fotoğraf teknikleri ile (kızılötesi ışık fotoğrafçılığı (Infrared photorgraphy), x ışınları fotoğrafçılığı (X ray photography), teleskop gibi) gözle algılayamadığımız görüntüleri bile saptayabildiğimiz konusunu ayrıca ele almak gerekir.
Gördüğümüze en yakın görüntüyü oluşturmak fotoğraf teknolojisinin en önemli amaçlarının başında gelmektedir. Bu amaçla geliştirilen yöntemlerden biri olan Ton Aralığını Genişletme (T.A.G., H.D.R., High Dynamic Range) tekniği, duyarlı yüzey olarak sayısal algılayıcıların kullanılması ile birlikte daha etkin ve yaygın olarak kullanılmaya başlamıştır. 1950 lerde bu tekniği geleneksel fotoğraf teknolojisi ile ilk kullanan Güstav Lö Gray (Gustave Le Gray)ın, büyük usta Ansel Edıms (Ansel Adams)’ın 1920lerin sonunda geliştirmiş olduğu “Bölge (Zone) Sistemi” nden yararlandığını belirtmek gerekir.

Ansel Edıms’ın, Holivud (Hollywood) ünlülerinin portre fotoğrafçısı Fred Arçır (Fred Archer)’ın kullandığı duyarlık ölçüm esaslarından yola çıkarak geliştirdiği “Bölge sistemi”, görüntünün 11 dereceli bir bir düzey serisine göre bölgelere ayrılmasına dayanıyordu. Romen rakamları ile, “0” ile kodlanan tam siyah ve “X” ile kodlanan tam beyaz bölgelerde, görüntüde hiçbir başka ton beklenemeyeceğine göre, kullanılabilecek dokuz bölge (Dynamic Range) kalmaktaydı. Adams, bu bölgelerdeki ışık değerlerini kontrol etmek sureti ile gözle görülene en yakın fotoğrafları elde etmeyi başardı ve muhteşem yapıtlarının yanında geliştirdiği bu yöntem ile fotoğraf tarihinde yerini aldı.

Bu gün kullanılmakta olan ton aralağını genişletme (T.A.G., high dynamic range, h.d.r.) tekniği de bu esasa göre, aynı görüntünün farklı ışık değerleri taşıyan bölgelerinin duyarlı yüzeye gereğince aktarıldığı birden çok karenin, üst üste işlenerek, görülene en yakın fotoğrafın elde edilmesini sağlayan bir yöntem olarak kullanılmaktadır. Üstelik sayısal algılayıcılar üzerindeki bilgileri işleyen yazılımlar ile “bölge sistemi” nin siyah-beyaz fotoğraftaki başarısına renkli fotoğrafta da ulaşma olanağı elde edilmiştir.

Fotoğraf da resim ve heykel gibi, insanın gördüğünü yansıttığı eylemler olmasına rağmen özneldir. Yani kendisini yaratandan özellikler taşır. Bu yönü ile fotoğrafçının görülenden uzaklaşma çabası da son derece doğaldır. Fotoğrafında kendi düşsel ve düşünsel dünyasını da yansıtmak isteyebilecektir elbette. Ton aralığını genişletme tekniği, bir görüntünün, fotoğrafik yöntemlerle görülene en yakın şekilde saptanabilmesini amaçlamakla birlikte, katmanlar üzerinde sağladığı kontrol olanağı ile fotoğrafın öznelleştirilmesi için de önemli bir araç niteliği taşımaktadır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder