Budak Filiz
Rana Öztürk, yayına hazırlayan : Ziya Şefik Atun, 28 Nisan 2018, FT.B. 00088.
Sokağı terk ettim, gördüklerim
görmediklerim sokakta kaldı.. Makinemi sokaktan çıkana kadar elimden düşürmedim,
sokağın tavanına yenilmedim.. sokakta “Bir umudum sende, anlıyor musun?”
diyen sesler yok.. silinmiş
sokaklardan..
Yaş
ilerledikçe
insan geçmişine ne çok dönüp bakıyor, hiçbir şey aynı değil,
sokak aynı değil.. sesi silinen
sokaklar, utanç gökdelenleri, çöp plazalar.. koltuğundan kalkamayan belediyeciler, yüzleri
yok , gölgeleri var, gölgeleri imzaları... geleceği inşa eden öğretmen yok, gelecek yok... gelecek inşaası şehircilik şurası müteahhitlerde..
Uzayan
yollardan, çoğalan binalardan, tükenen hayallerden başka hikaye yok.. Ama kaküllerim var.. boynumda saç
uçlarım.. :) Balıkçı barınağı..
barınaktayım.. kalbim barınakta.. erken varıyorum
yine, herkeslerden önce.. düşümden önce.. beklemeye başlıyorum
Ali 'yi, çay
söylüyorum.. geliyor çay.. Dayı, “Kaç şeker?” diyor… “İki”
diyorum, atıyor direkt çayın içine şekeri,
fazla şeker almayalım diye soruyor hep.. ‘fazlası
zarar’ diyor.. fazlası ona mı zarar bana mı kestiremiyorum yüzündeki
gülümsemeden.. Fotoğraf
Makinemi kurcalıyorum,
ne çekmişim ne çekememişim,
ne almışım insanlardan ne verememişim..
heyecanla bakmam değiştirmiyor sonucu : vasat
görüntüler.. binalar aynı, kapılar aynı,
demir korkuluklar aynı, pimapenle kapanmış
balkonlar.. Müteahhitin
oda sayısını fazla gösterme arzusu yüzünden mutfağın yükünü balkona devredenler.. evin
ciğeri kapanmış,
plastik balkonlar.. sardunyasız balkon..
kalbe uzak balkon.. Ben fotoğraflara bakınırken yan masada iki adam
konuşuyor, cümleler kuruyorlar, öfkeliler neye kime anlayamıyorum,
kelimeleri inşa ediyorlar; arka
arka üst üste..
Kafamı
kaldırıyorum, Aliyle göz göze geliyoruz, gülümsüyorum.. o da gülümsüyor ama ben
hemen gülümsememi düzeltiyorum.. “Nerede
kaldın?” diyorum saatime sahtecikten bakarken.. o gülümsemesini hiç bozmuyor.. bana
bakarken sevdiği bir şeye baktığını hissediyorum..
Oturuyoruz.. elimi kaldırıyorum burada garson yok yaşlı
dayı var.. “Bize iki çay dayı” diyorum
karşımdakine,
‘bak bu mekanda rahatım ben, mekan bizden’ havası vermeye çalışarak.. Kulağımdaki
sıcaklığı hissediyorum, kızardı kulaklar ..Ali öptü sanki kulağımı.. ağzım kulaklarımda.. kalbimin
kurusu geçti, budak filiz kalbim.. sürprizli sabahlar gibi kalbim.. konuşuyor o; “Nasılsın? Gerçekten çok
beklettim mi? Trafiğe
takıldım hafta sonu, biliyorsun! Çekim
yaptın mı?” diyor.. duyuyorum ama umurumda değil
dedikleri kulağımın sıcaklığını yatıştırmaya çalışıyorum sorularını geçiştirirken.. kalbin zamanları varmış
budak, filiz zamanları.. “Şu çektiklerine bakabilir miyim?” diyor,
“Ne çektin?”.. Fotoğraf
makinemi uzatıyorum,
bakıyor tek tek, uzun uzun.. öylesine, fotoğraftan anladığı için değil, nasıl çekmiş olabileceğimi düşünüyor, “Aa!” diyor, “Bak bu
çok iyi! Nasıl çektin ki?”.. ‘senin için iyi gibi durabilir ama sıradan’
diyorum ‘hayat gibi aynılıklar gibi’..
duruyor.. bakıyor fotoğraflara
sonra tekrar duruyor.. ”Neden çekiyorsun bu kadar fotoğrafı? Ne
yapacaksın ki bunları? Arşivle
arşivle, nereye kadar!” diyor.... kalbim
duruyor.. hayat duruyor.. hayat kalbimde duruyor.. anlamanı beklemiyorum
diyorum ama anlamasını öyle istiyorum ki.. susuyor, yine de bakışlarıyla
cevap bekliyor.. “Her şey bir fotoğraf için…” diyorum “yalnızca o fotoğrafa ulaşmak
için.”.. “Nasıl bir fotoğraf?” diyor.. “hayat gibi düşün!”
diyorum.. “tüm tecrübelerimiz koşullarımız , tüm çırpınmalarımız bir yere varmak için, herkes için varılan yer
değişir,
kimine göre yolun sonu huzur, kimine
göre yolun sonu mutluluk,
kimine göre yolun sonu sonsuz aşk, kimine göre yolun sonu yolun
kendisi.. İşte benim için
fotoğrafta tek varmak istediğim yer ' işte bu ' diyebileceğim 'o fotoğraf 'için.. tüm
fotoğraflarım o fotoğrafa ulaşmak
için çektiğim
beceriksiz provalarından
ibaret”, diyorum.. gözleri bende ..ışık sızıyor toprağıma... kulaklarım
daha da sıcak,
heyecanla anlattıklarımı gözlerimden okuyor, öpüyor sanki gözlerimi.. Kalbim.. yeşil.. budak.. filiz..
- - -

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder