21 Haziran 2018 Perşembe

KADRAJIN ARABI | DİJİTAL ÇAĞ VE DEĞİŞİM...

M. Uğur Gökhan, yayıma hazırlayan : Ziya Şefik Atun, 21 Haziran 2018, FT.B. 00178.

     Eğitimini almaya başladığım 1980li yıllardan günümüze dek uzanan bu gizemli yolculukta, arada bir o hoş selüloz kokusunu hala barındıran kâğıda basılı eski fotoğraf karelerine göz gezdirdiğimde, fotoğrafın en önemli işlevlerinden biri olan, Ânı belgeleme” görevini layıkıyla yerine getirdiğini görüyorum. Öğrencilik yıllarımda çekilmiş ve dosya halinde duran negatifleri zaman buldukça tarayıp, dijital ortamda kaydetmek için bir tarayıcı almıştım. Negatif dosyasını gözümün önüne koyup nereden başlasam diye dosyayı karıştırırken gerçekten çok heyecanlandım. Bu dosyanın içinde 80’li yıllarda Türkiye, İngiltere ve Hollandada çekilmiş fotoğrafların yanı sıra, eğitimini aldığım fotoğraf bölümünü bitirme tezim olan “İstanbulda ulaşım konulu fotoğraflarımın negatifleri ağırlıktaydı ve önemli bir yer tutuyordu. Onlardan başlamaya karar verdim. Negatifleri tarayıp onların taranmış halini ekranda gördüğüm ilk anda ki duyduğum heyecan, size bütün samimiyetimle söylemek isterim ki; yıllar önce karanlık odada bir negatifi basarken, görüntünün geliştirme banyosunun içinde yavaşça belirmeye başlarken duyduğum heyecana eşdeğerdeydi. 





     Bazı fotoğraflar daha dün gibi gözümde canlanıyor ve belleğimde iyi ya da kötü bir anı bırakan öykülerini gayet net bir şekilde hatırlıyordum. Örneğin, ülkemizin askeri yönetim altında olduğu 80’li yıllarda Haydarpaşa Garı’nda gencecik bir öğrenci sıfatıyla tezim için fotoğraf çekerken, arkamdan sessizce yaklaştığı için farkına varamadığım bir polisin, aniden koluma girerek beni bir suçlu gibi gardaki karakola yaka paça götürmesini, orada ki sorgulamayı bugün bile büyük bir korku ve dehşetle hatırlamamak ne mümkün! Ama, öte yandan aynı dönemde, Kadıköy vapur iskelesinde yine bitirme tezim için fotoğraf çekerken, benimle adaş olan Uğur ağabeyin sevecen tavrını ve yardımseverliğini de ömrüm boyunca hep minnetle hatırlayacağım.
                 
     Bugün o Kadıköy vapur iskelesi fiziksel bir bütün olarak artık yok, üst katında ise İstanbul kitapçısı ve kafesi yer alıyor. Karaköy iskelesi de aynı durumda. Geçen gün Karaköy’e geçtiğimde denizin üzerinde hazır olarak bekleyen, yakında hizmete başlayacak olan yeni iskeleyi gördüm. Aradan geçen bunca zaman sonra her şeyin değiştiği çağımızda, günümüzün mimarisine ve ihtiyaçlarına uygun, modern tarzda inşa edilmiş bir iskele olarak karşımda duruyordu. Ancak değişime uğrayan sadece bu fiziki unsurlar mı acaba? 






     Bunun yanıtı şüphesiz ki hayır. Duygular, düşünceler, ilişkiler, yaşam tarzı bu zaman yolculuğunda değişime fazlasıyla uğrayan kavramlar olarak karşımıza çıkmıyor mu? İnsan açısından bir birey olarak bu değişimin dışında kalmak hiç şüphesiz ki çok zor ama “Fotoğraf konusunda işin teknoloji boyutuna bakarsak,  insanın kendisini bu gelişimin dışında bırakması ya da içinde olması tamamen kişisel bir tercih. Geçmişte bir fotoğrafı, film yıkama ve baskı gibi işlemler aracılığıyla duvarlarla sınırlı bir, “Karanlık oda” ortamında kimyasallar yardımıyla üretmek durumundayken, günümüzde bu ortamın yerini parmaklarımızın ucu ile beynimiz arasında uzanan ve sonsuz yaratma gücüne sahip bilgisayar programları desteğinde, “Aydınlık evren” almış durumda. Fotoğrafın deklanşöre basıldığı anda oluştuğuna inanan biri olarak, bazılarımızın bunu deneyimlemek istemesinin nedeni, yaratıcılığın sınırları zorlayarak kendimizi sınama, yeni hazlar alma ve kişisel tatmin duygusu olabilir mi acaba?


M.Uğur Gökhan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder